Seni sevmenin en zor tarafı
sana ulaşamamak değildi.Râvi
İnsan ulaşamadığı şeye alışıyor.
Bir kapının açılmayacağını,
bir telefonun çalmayacağını,
bir sesin artık kendi adını söylemeyeceğini
zamanla öğreniyor.
Benim alışamadığım şey başkaydı:
Senin hâlâ bu dünyada olman.
Aynı gökyüzünün altında nefes alman,
bir yerlerde kahve içmen,
birilerine gülmen,
bir sokağın köşesinden geçmen
ve bütün bunların hiçbirinde
benim olmayışım.
Ölümün acısı keskindir belki
ama ayrılığın acısı sinsidir.
Çünkü ölüm “bitti” der.
Ayrılık ise her sabah
“belki” diye uyanır.
Ben o “belki”nin içinde çok yaşadım.
Belki dönersin.
Belki özlersin.
Belki bir gece adımı hatırlarsın.
Belki bir yerde, kalabalığın ortasında,
bir an için içinden ben geçerim.
İnsan sevdiğini kaybedince
en çok yokluğuna değil,
kendisinde bıraktığı ihtimallere yeniliyor.
Ben sana değil,
senden sonra da devam eden umuda tutundum.
Bu yüzden gitmen yıllarca sürmüş gibi geldi.
Çünkü sen bir günde gittin,
ama ben seni içimden
parça parça uğurladım.
Önce sesini.
Sonra bakışını.
Sonra bana ait sandığım hâllerini.
En son da
sana dönebileceğim bir yer olduğu düşüncesini.
Şimdi biliyorum:
Birini sevmek,
onun geri dönmesini istemek değildir her zaman.
Bazen sevgi,
geri dönmeyeceğini bildiğin hâlde
onu içinde kötü birine dönüştürmeden
uğurlayabilmektir.
Ama bazı sevgiler uğurlanmaz.
Bazıları yalnızca şekil değiştirir.
Bir insan gider,
yerine bir şarkı kalır.
Bir koku.
Bir mevsim.
Bir gece yarısı ansızın gelen sıkıntı.
Bir cümle.
Bir sandalye.
Bir şehir.
Bir “keşke”.
Ve sen yıllar sonra anlarsın:
O artık hayatında değildir
ama hayatındaki bazı şeyler hâlâ onundur.
İşte ben seni böyle sevdim.
Sana ait olmayan yerlerimde bile
sana rastlayacak kadar.
Ve belki aşkın en ağır tarafı budur:
Bir insanın hayatından çıkması değil,
çıktıktan sonra da bazı yerlerde kalmaya devam etmesi.