Bazı kadınlar güzel değildir,
başına bela gelecekmiş gibi görünür.
Ben biraz öyleydim o gece.
Saçlarım omuzlarımdan aşağı inerken,
gecenin bütün günahını siyah bir elbisenin içine sıkıştırmıştım.
Topuklarımın altında ezdiğim şey merdivenler değildi;
bana iyi kadın olmanın mükâfatını anlatan bütün masallardı.
İyi kadınlar beklerdi çünkü.
Affeder, susar, kendine yakışanı yapardı.
Ben artık kendime yakışanı değil,
canımın istediğini yapmak istiyordum.
Bir erkeğin aklında kalmak için soyunmaya da gerek yoktu üstelik.
Bazen bir omuz,
yarım bırakılmış bir bakış,
saçların arasından görünen biraz ten
ve dokunmasına izin vermeyeceğini bildiği bir kadın
bütün çıplaklıklardan daha terbiyesiz olabiliyordu.
Bunu geç öğrendim.
Ben yıllarca sevilmek için güzel oldum.
O gece ilk defa sevilmemek umurumda olmadan güzeldim.
Belki de asıl afrodizyak buydu.
Ulaşılmazlık değil;
ulaşsan bile sahip olamayacağını bilmek.
Çünkü bazı kadınların tenine varırsın,
kendisine varamazsın.
Ben de kendime öyle bir mesafe koymuştum ki
artık bana dokunmak isteyen herkes
önce psikolojik problemlerimle yola çıkmak zorundaydı.
Ve sorunlarım…
Topuklu ayakkabıyla yürünecek kadar düzgün bir yol değildi.
Benim kadınlığım biraz enkazdı.
Üzerine kırmızı ruj sürülmüş,
parfüm sıkılmış,
saçları taranmış bir enkaz.
Uzaktan bakınca şehvet,
yaklaşınca felaket.
Belki bu yüzden gözlerini üzerimde hissetmek hoşuma gidiyordu.
Bakmalarına izin veriyordum.
İstemelerine de.
Ama insan her istediğini tadamamalıydı
O gece kimsenin sevgilisi olmak istemedim.
Birinin eve dönerken aklına düşen günah,
uyumadan önce hatırladığı koku,
başka birini öperken sebepsizce gözünün önüne gelen kadın olmak daha cazipti.
Sevilmek fazla masum kalıyordu bana.
Ben biraz arzulanmak,
biraz korkulmak,
biraz da unutulamamak istiyordum.
Çünkü yıllarca kalbimi ortaya koyup kaybettim.
Şimdi yalnızca bacağımı bacağımın üstüne atıyorum.
Bak bakalım;
hangisi daha çok can yakıyor?