Psikolojide insanın kendisini anlatamaması, her zaman söyleyecek bir şeyinin olmadığı anlamına gelmiyordu.. Bazen zihin, taşıdığı duyguların yoğunluğu karşısında kelimelere erişemiyor. His var ama adı yoktur. Anı vardır ama anlatısı oluşmamış. Acı var fakat onu bir cümleye yerleştirmek, yeniden yaşamak kadar ağır geldi.
Bu yüzden bazı insanlar susar.
Özne, kişinin kendilik algısıdır; “Ben kimim?” sorusuna verdiği ya da veremediği cevapdı. Yüklem ise o benliğin yaşamla kurduğu bağdır: Hissetmek, güvenmek, sevmek, bağlanmak, gitmek, kalmak, iyileşmek…
Fakat insan uzun süre incindiğinde özne ile yüklem arasındaki bağ zayıflıyordu.
“Ben hissediyorum,” diyemez; çünkü hissettiğimiz şeylerin yoğunluğu onu bizler kadar onu da korkutur.
“Ben iyiyim,” diyemiyor; çünkü içinde hâlâ adı konmamış bir ağırlık taşırdı.
“Ben üzgünüm,” demek de yetmiyordu; çünkü bazı duygular tek bir kelimeye sığmayacak kadar karmaşıktı.
Bazen zihin, yaşananları unutmaz; yalnızca insanın onlara ulaşmasını zorlaştırırmış. Duygular bastırılır, anılar parçalanır, kelimeler birbirinden uzaklaşırmış. Bu, zihnin acıyı inkâr ettiği anlamına gelmiyor tabi ama Bazen yalnızca kişinin henüz taşımaya hazır olmadığı bir yükü sessizliğin içinde tutma biçimi oluyor.
Kalemi eline aldığında sayfaya bakarsın.
Ne yazacağını bilmediğini düşünürsün.
Oysa belki de ne yazacağını çok iyi biliyorsundur; yalnızca yazdığında hangi duygunun ortaya çıkacağından emin değilsindir. Çünkü bazı cümleler yalnızca geçmişi anlatmaz, geçmişte hissedilemeyen duyguları da bugüne getirir.
Bu nedenle kelimeler durur.
Zihin susar.
Beden ise anlatmaya devam eder.
Boğazda oluşan düğüm, göğüste hissettiğin ağırlık, sebepsiz yorgunluğun, uykusuzluğun ve bir anda yatağa bağlanman.
tembellik değil Bazen insanın söyleyemediği şeyler, bedenin diliyle görünür hâle gelir.
Özne hâlâ oradadır.
Kaybolmamıştır.
Yalnızca kendini güvende hissedeceğin bir cümle arıyorsun.
Yüklem de ona darılmamıştır belki. Sadece uzun zamandır öznenin yerine konuşmaktan yorulmuştur. Sürekli güçlü olmak, dayanmak, unutmak, affetmek ve devam etmek zorunda bırakılmıştır.
Bence insanın her zaman devam etmesi gerekmez.
Bazen durmak da bir eylemdir.
Susmak da bir anlatım biçimi.
Bazen Yazamamak da zihnimizin söylediği bir cümledir:
“Henüz bunu anlatmaya hazır değilim.”
Ve belki iyileşmek, bütün yaşananları bir anda anlatabilmek değil. Bazen yalnızca yarım kalan bir cümlenin yanına oturmakta. Onu tamamlamaya zorlamadan, sessizliğimizinyargılamadan bekleyebilmekte.
Çünkü bazı cümleler baskıyla tamamlanmaz.
Güvenle tamamlanır.
Bir gün özne, yüklemine yeniden yaklaşır.
“Ben…” der.
Bir süre susar.
Sonra kendisine uygun bir kelime bulur:
“Ben hissediyorum.”
Belki ardından:
“Ben hatırlıyorum.”
Ve bir gün, bütün korkularına rağmen:
“Ben iyileşiyorum.”
Çünkü insan bazen yazamaz.
Sözcükleri olmadığı için değil;
öznesi, yüklemine yeniden güvenmeyi öğrenmeye çalıştığı için.