“O ilacı bırak” demeden evvel, göğsünun altında küçük ama ağır bir vicdan muhasebesi başlat.
Onun o görünmeyen hikayesini biliyor musun? Yılların, omuzlarına bıraktığı sessiz yorgunluğu, duvarlara çarpıp geri dönen umutları, her biri birer hayal kırıklığı olan denemeleri ve yarım kalmış sabahları tanıyor musun? O reçetenin arkasındaki görünmeyen matematiği hiç düşündün mü? Kaç uykusuz nöbeti, kaç yıllık tıp eğitiminin süzgecinden geçen tereddütleri, saatler süren o görünmez tahlilleri hesaba kattın mı?
Çoğu zaman kılıç gibi çekiyoruz cümleleri; lakin kestiğimiz yerin acısını sırtlamıyoruz.
Bir hekimin imza attığı o kağıt parçası, alt alta sıralanmış birkaç kelimeden ibaret değildir. O, bilim denilen o engin okyanusun, klinik tecrübenin süzgeciyle ve hastanın o can evindeki tınısıyla yoğrulmuş bir kararın ta kendisidir. Dışarıdan bakan göz, romanın ancak son yaprağını çevirir; oysa geride, yazılması yıllar süren yıpranmış bir cilt duruyordur.
Elbette kelimeler serbesttir, fikirler havada uçuşabilir. Sırf iyi niyetle yola çıkılmış olması, her kapıyı açmaya yetmez. Sağlık gibi kılınç sırtı bir meselede, bilgiyle beslenmeyen iyi niyet, bazen şifanın değil, derdin katmeri olur. Çünkü bir insanın tedavisini kendi elleriyle değiştirmek, havaya söz savurmaktan öte, dipsiz bir kuyuya taş atmak gibidir; sorumluluğu ağırdır.
İşte bu yüzden, bazen insana sunulabilecek en büyük armağan, yol göstermek değil; sadece kulak vermektir. Hüküm giydiren o keskin cümlelerin ardına sığınmak yerine, insanın o aciz halini şefkatle anlamaya çalışmaktır.
Hatırla ki; bir cümleyi dudaklarından dökülmek saniyelerle ölçülür. Ama o cümlenin açtığı yarayla yaşamak, belki de bir ömür sürer.